LİMİTED ŞİRKETİN KAMU BORÇLARINDAN MÜDÜRLERİN VE ORTAKLARIN SORUMLULUĞU(KİTAP İNCELEMESİ)
Yazar: Prof. Dr. Selahattin TUNCER
Yaklaşım / Şubat 2011 / Sayı: 218
I- GİRİŞ
Uzun süreden beri Yaklaşım Dergimizde mesleki kitaplar ve yayınlarla ilgili eleştiri ve değerlendirme yazıları yazamadım. Hâlbuki son yıllarda bu alanda ne kadar zengin ve renkli bir yayın bolluğu var. Herhalde güncel sorunların ağırlığı yüzünden olacak, bu tür kitaplara bir göz atma, karıştırma ve okuma fırsatı bulamıyoruz.
Yenilerde tanımış olduğum, Yüksek Lisansını tamamlamış ve daha öncede Avukat olmuş Levent YARALI’nın imzalayıp bana özel şekilde sunduğu, yukarıda başlığı gösterilen eseri aylardan beri masamda durduğu halde, bu kalın ve güzel basılmış eseri hakkında bir inceleme ve değerlendirme yazısı yazmak bir türlü mümkün olamadı. Hâlbuki emekli olmuş eski hocaların diğer bir görevi de genç kuşağın yetişmesi için onlara yardımcı olmak, onları bu alanda desteklemek ve çalışmalarını değerlendirerek onları yüreklendirmek olmalıdır.
Levent YARALI’nın kitabını incelemeye başladığım zaman gördüm ki, Kitabın başında onun tez danışma hocası ve aynı zamanda Jürinin başkanlığını yapmış olan İstanbul Üniversitesi, Hukuk Fakültesi Ticaret Hukuku Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Arslan KAYA’nın yazmış olduğu iki sayfalık Önsöz’de bu alanda yetkili bir otorite hem öğrencisini ve hem de onun bu çalışmasını mükemmel şekilde değerlendirme görevini yapmıştır. Bu güzel ve kapsamlı Önsöz sunum yazısından sonra benim bunlara ekleyecek birşeyim var mı diye gerçekten düşündüm. Ben kendi görüş ve düşüncelerimi açıklamadan önce, bu Önsöz’den aşağıya bazı kısımlar aktarmak istiyorum. Bakınız Hocası bu tez için neler diyor.
II- PROF. DR. ARSLAN KAYA’NIN DEĞERLENDİRMELERİ
“Yukarıda ifade ettiğim üzere, çalışma öncelikle başta ticaret hukuku, vergi hukuku ve borçlar hukuku olmak üzere birden çok disiplini içermekte ve sorunu tüm yönleriyle değerlendirmektedir. Belirttiğim üzere, konu hakkındaki sorunların doğru değerlendirilmesi de esasen bu şekilde olanaklıdır. Nitekim, bu özelliği sebebiyledir ki, Sayın YARALI tekçi değerlendirmelerin aksine eserinde mevcut sorunları daha farklı ve ayakları yere basar şekilde incelemiştir. Özellikle AATUHK md. 35 ve mükerrer md. 35 ile VUK md. 10 hükümleri, hem sıklıkla yapılan değişiklikler hem de maddi hukuk tekniği itibariyle metin sorunları sebebiyle izaha muhtaç durumdadır. İşte bu noktalarda, sorunun maddi hukuk değerlendirmesi önem arz etmektedir. Sayın YARALI bu noktada ticaret hukukuna vukufiyeti sebebiyle yetkin değerlendirmeler yapmıştır.
Limited Şirketin Kamu Borçlarından Müdürlerin ve Ortakların Sorumluluğu sorununu inceleyen çalışmalara bakıldığında daha ziyade maliye, muhasebe ve işletme kökenli yazarların konu hakkında çalışma yaptığı görülmektedir. Bu çalışmalarda, ait oldukları disiplinin tabii bir sonucu olarak, soruna sadece bir tahsil sorunu olarak bakılmaktadır. Oysa, sorun sadece bir tahsil sorunu değildir. Zira, borç esasen sermaye şirketi de olan bir tüzel kişiliğin borcudur. Müdürlere ve özellikle ortaklara gidilebilmesinde konunun hukuki gerekçesinin ve gereklerinin oluşturulması, müracaat şartlarının belirlenmesi ve daha da önemlisi sermaye şirketi ve tüzel kişilik olgusuna rağmen müdürlere ve ortaklara gidilmesinin teorik izah ve gerekçelerinin oluşturulması ya da buna somut olay bağlamında imkan tanırken hukuki gerekçelerin sağlam ve yerinde olması önemlidir. İşte, tüm bu gerekler ancak bir hukukçunun değerlendirmesi ile mümkündür; konunun maliye, muhasebe ve işletme boyutu ancak burada yardımcı bir unsur veya sonucu aydınlatmada bir destektir.
Eserdeki önemli bir özellik de yoğun bir bilgi ve emek ürünü olmasında gözükmektedir. Sayın YARALI, malzemeyi hem tam toplamış, toplayıcılıkla kalmamış ayrıca topladığı malzemeyi işlemiş, değerlendirmiştir… Son tahlilde YARALI bu konudaki önemli çalışmaların, kararların, görüşlerin çoğuna ulaşmış, aynı zamanda da bunları değerlendirmeye tabi tutmuş, kendi öznel ve özel sonuçlarını ortaya koyabilmiştir.”
Görülüyor ki, Hocamız bu konuda hukuki görüşün ağırlığını ve önemini açık şekilde vurgulamıştır. Bu yüzden soruna güçlü bir hukukçunun eğilmesinin ve görüş bildirmesinin yararlarını açık şekilde ortaya koymuştur.
Ben Hocamızın görüşlerine aynen katılıyorum ve bu hizmetinden dolayı kendisine takdir ve tebriklerimi sunmak isterim.
Ben de uygulamadan gelen bir Hoca ve mesleği gereği konuya yabancı olmayan okuyucu olarak eser hakkındaki değerlendirmelerime aşağıda yer vereceğiz.
III- ÇALIŞMANIN TÜRÜ
Av. Levent YARALI bilimsel çalışmayı seven ve bu işe gönül vermiş amatör bir araştırmacıdır. Mesleğini yaparken işinde çok dikkatli, titiz ve mükemmelcidir. Mesleği icabı hukuki sorunlarla uğraşırken kendisine konu olarak “Limited Şirketin Kamu Borçlarından Müdürlerin ve Ortakların Sorumluluğu”nu bilimsel araştırmaya bir başlangıç olarak seçmiş ve ilk basamak olarak Yüksek Lisans çalışmalarına başlamıştır. Bu iş için en uygun yer de ancak İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü olabilirdi. O da bu seçimi yapmış ve Ticaret Hukuku Hocası Prof. Dr. Arslan KAYA’nın rahle-i tedrisinde çalışmaya başlamıştır. Sonunda tez hazırlanmış, beş üyeden oluşan yetkin bir Jüri huzurunda gerekli savunma yapılmış ve tez oybirliği ile kabul edilmiştir.
Yüksek Lisans (master) payesi almış olan genç araştırmacı bununla yetinmeyerek, bu Tezini Jüri üyelerinin öneri ve tavsiyelerine göre geliştirmiş ve genişletmiş ve Yaklaşım Yayınları da bu çalışmayı en mükemmel şekilde yayımlamıştır.
A- USUL VE ŞEKLE AİT DEĞERLENDİRME
Bir bilimsel çalışmanın içeriği kadar baskısı, cildi, tertip ve tanzimi, gibi dış görünüş ve şekle ait hususlar da önemlidir. Değerli bir çalışma bu nitelikleri açısından yetersizse ve eserin albenisi yoksa okuyucu daha ilk karşılaşmada şoke olur ve kitaba bakmak bile istemez. Sunumun güzel olması yazarı için iyi bir puandır.
Hemen söylemeliyim ki, Avukat Levent YARALI’nın bu açıdan başarısı çok yüksektir. Bunda Yaklaşım Yayınları’nın da katkısı büyüktür. Ben kitabı çok beğendim ve sevdim. Gerçekten sonuç başarılı olmuştur.
B- KİTABIN DÜZENİ
Artık Türkiye’de de Batı standardında kitaplar basılıyor ve neşriyat yapılıyor. İşte yazarın, bu ilk kitabı da tereddütsüz söyleyebilirim ki batı standardında bir yayın olmuştur. Bunda yazarın titizliği ve ince zevki gerçekten ağır basmıştır.
Usul ve şekle ait değerlendirme ile işe devam edecek olursak baş tarafa konulan ve benim “Başlarken” diyebileceğim kısımda bazı yenilikler dikkatimi çekti. Bunlar:
Önce Yazar bu çalışmasını, genç yaşında kaybettiği Annesinin aziz hatırasına ithaf etmiştir. Bu, sunuş çok duygusal ve yerinde bir jest olmuş.
Hocası Prof. Dr. Arslan KAYA’nın harika Önsöz’ü bence kitap kadar önemli bir sunum. Hoca öğrencisine tam not vermiştir.
Sonra Yazar’ın Teşekkür’ü. Şimdiye kadar hiç bir kitapta rastlamadığım tam beş sahifelik bir “Şükran borcu ödemesi”. Bunları düzgün bir sıraya koyarak kitaba emeği geçen herkese teşekkür ediyor. Bu da Yazar’ın incelik ve kibarlığını gösteriyor.
Giriş kitabın ana hatları ile takdimi. Ben bu bölümden çok yararlandım. Giriş okuyucu ile kitabın tanışmasını çok kolaylaştırıyor.
İki sahifeden oluşan Kısaltmalar deyim ve kavramları çözmede okuyucuya yardımcı oluyor.
İçindekiler kalın kitabı ustaca kavrayan başarılı bir anahtar olmuş.
20 sahifelik zengin Bibliyografya kitabı hem süslemiş hem de zenginleştirmiş.
Bugün Batıda yayımlanan kitaplara Konu ve Kavram Dizini ile İsim Dizini şeklinde ilaveler yapıyorlar. Ben de bazı kitaplarımda bu anahtarları kullandım ve başarılı oldu.
Bu tür bir bilimsel eserce tezde yukarıda başlıklarını verdiğim dizinlere gerek var mı veya yok mu pek kestiremedim. Konu ve kavram dizini ile eserde geçen deyimlerin açıklamaları hangi sahifelerde ise bunlar alfabetik bir sıra içinde veriliyor, İsim Dizini ise adı geçen zevatın ad ve soyadlarına göre sıralanmasından oluşan bir fihrist niteliğinde. Yazara bu konuda bir hatırlatma yapmak istedim. Karar ve takdir kendisine ait.
IV- KONU VE İÇERİĞE AİT DEĞERLENDİRMELER
Bir bilimsel çalışmanın değerlendirmesinde en önemli ve ağır basan yön o çalışmanın konusu, içeriği, konunun işlenmesi, dilin akıcılığı, sorunların ele alınıp tahliline ait hususlar olmaktadır.
832 sahifeden oluşan hacimli bir çalışmanın eleştiri ve değerlendirmesini kısa bir zamanda yapmanın zorluğunu okuyucularımın takdirine bırakıyorum. Diğer yandan mesleğim icabı bu konuya yakın bir hoca olmama rağmen konunun da tam içinde değilim. Bu nedenle fazla ayrıntıya inmeden not edebildiğim; hususları şöyle sıralamak isterim.
A- İNCELEMENİN PLÂNI
Bu araştırmanın inceleme plânı danışman hocanın da yardımı ile çok mükemmel şekilde dizayn edilmiştir. Buna göre konu iyi belirlenmiş ve çalışma bir girişten sonra dört ana bölüm halinde sıralanmış ve sonra da 250 örnekten oluşan Emsal Yargı Kararları ile desteklenmiş ve zengin bir bibliyografya ile bağlanmıştır. Bu inceleme yöntemi amaca uygun ve geniş kapsamlıdır.
B- ESERİN KONUSU VE BÖLÜMLERİ
Yüksek lisans tezleri, başlangıç olduğu için nispeten hafif ve kolay konular ele alınarak işlenir. Fakat yazarın mesleği avukatlık olduğu ve işin içinde bulunduğu için olacak, konu olarak “Limited Şirketin Kamu Borçlarından Müdürlerin ve Ortakların Sorumluluğu”nu seçmiş ve bu çetrefil konuyu işlemiştir. Bilindiği gibi uygulamada limited şirketlerin ortak ve müdürleri ile kamu alacaklısı olan idare veya kuruluş arasında doğan anlaşmazlıklar, bu konudaki yasal düzenlemelerin sürekli olarak değişmesi yüzünden yerli yerine oturamamış ve bir prensip kararına varılamamış olmasından kaynaklanmaktadır. Bu yüzden konu ile ilgili doktrin ve yargı kararları çok değişik ve farklı olduğundan Yazar bu güncel konuyu alıp çözmeye çalışmıştır.
Çalışma dört ayrı bölüm ile bunları tamamlayıcı mahiyette olmak üzere uygulamaya ışık tutan 250 kadar emsal karardan oluşmaktadır.
Metin kısmı 271 sahifeden ibaret olup asıl kalınlık 540 sahifeye ulaşan emsal kararlardan kaynaklanmaktadır. Kitabın sonuna eklenen ve 20 sahifelik ayrıntılı bibliyografya esere ayrı bir zenginlik kazandırmıştır. Bölümlere gelince:
Birinci Bölüm: Konunun özünü oluşturan Limited Şirketin hukuki açıdan yapısı, özelliklerine ait açıklamalar çalışmanın Birinci Bölümünde yer almıştır. Burada inceleme, Ticaret Hukukunun müdür ve ortaklar hakkındaki temel düzenlemeleri üzerinde yoğunlaşmıştır.
İkinci Bölüm: Müdür ve ortakların sorumluluk kapsamına giren kamu alacağı kavramı, ikinci bölümün konusunu oluşturmuştur. Yazar ayrıca bu bölümde vergi hukuku açısından özellik taşıyan vergi yükümlülüğü ve vergi sorumluluğu üzerinde ayrıca durmuştur.
Üçüncü Bölüm: Limited şirketin kamu borçlarından müdürlerin sorumluluğu konusuna ayrılmıştır. Yazar burada kanuni temsilci olarak, kamu borçlarından müdürlerin sorumluluğunu incelemiştir. Bu sorumluluğun esasları, sınırları ve koşulları üzerinde durulmuştur.
Dördüncü Bölüm: Konunun bir devamı olarak yazar, bu bölümde limited şirketin kamu borçlarından dolayı ortakların sorumluluğu üzerinde durarak eseri tamamlamıştır. Ticaret hukukuna ve diğer ilgili mevzuata göre bu sorumluluğun niteliği, koşulları, sınırları ve sona ermesi ile ilgili sorunlar açıklanmıştır.
Bu çalışmanın en ilginç yanı yazarın gerekli inceleme, araştırma sonunda bulabildiği binlerce karar içinden seçmeler yaparak bunlardan 250 adedini 1) Müdürler, 2) Ortaklar, 3) Çıkma ve çıkarılma, 4) Muhtelif, 5) Limited şirketin kamu borçlarından müdürlerin sorumluluğu, 6) Limited şirketin kamu borçlarından ortakların sorumluluğu, 7) Kamu alacağı başlıkları altında, Emsal Yargı Kararları şeklinde toplamasıdır. Bu kararlar bu tartışmalı konuda bir içtihadın gelişmesine de yardımcı olacaktır.
Bu çalışma gerçekten bilimsel açıdan takdir edilecek bir “başarı örneği”dir.
C- LİMİTED ŞİRKET UYGULAMASI TÜRKİYE’DE İSTİSMAR EDİLDİ
Anonim şirketin az ortaklı ve küçültülmüş modeli olan limited şirket (Almanca deyimle, Geselschaft mit beschraenkter Haftung -GmbH) Alman Ticaret hukukçuları tarafından yaratılmış ve sonra da diğer ülkelerde kabul görerek uygulamaca konulmuş bir sermaye şirketi türüdür. 1926 yılında Eski Ticaret Kanunu ile uygulanmaya başlamış ve kesintisiz devam etmiştir.
Uygulama sonuçlarına gelince;
Kitabın 271. sahifesinde Yazar Türkiye’de son on yıl içinde kurulan ve kapatılan limited şirketlere ait istatistikî bilgi vermiştir. Bu sayısal verilere göre Türkiye’de son beş yıl için her yıl ortalama 40 ila 50 bin arasında değişen limited şirket kurulmakta ve yine aynı dönemde yine her yıl 7 ila 8 bin arasında değişen sayıda şirket kapanmaktadır. Tasfiye bir yana bırakılacak olursa, kalan tortu, yani stoka eklenen limited şirket sayısı, elde sayısal veri olmadığı için bilinememekle beraber astronomik sayılara yükselmiştir. Fakat hemen belirtelim ki, stoktaki şirketlerin çoğu çalışmayan, ortakları belirsiz, araştırma sonunda adresinde bulunamayan, sermaye yetersizliği yüzünden yenilenemeyen, tasfiyesi sonuçlandırılamayan “ölü” diyebileceğimiz limited şirketlerdir. Her vergi dairesinde bunlardan binlercesinin örnekleri vardır ve dosyaları Osmanlıca deyimle “hıfza çekilmiştir.” Belki deyim biraz ağır olacak ama Türkiye gerçekten bir “limited şirket mezarlığı” haline gelmiştir.
Bu durumun nedenleri üzerinde de kısaca durmak isterim. Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın sağladığı kolaylıklar sonunda Türkiye’de limited şirket kurmak çok kolaylaşmıştır. Bu alanda çalışan danışmanların yardım ve desteği ile, iki veya üç ortağın bir araya gelip karar vermelerinden sonra, danışman kuruluş 3-4 gün içinde size bir limited şirket kurup, ticaret siciline tescilini de yaptırdıktan sonra gerekli belgeleri teslim eder. Fakat gün gelip bu şirketi kapatıp tasfiye etmek isterseniz bu işlem için 1-3 yıl zaman harcamak gerekebilir. Yani bazı durumlarda üç günde kurulan şirketinizi üç yılda bile tasfiye edip kurtulamazsınız. Ben bu olayları şahsen yaşamış bir kişi olarak aktarıyorum.
Türkiye’de niye bu kadar çok limided şirket kuruluyor? Sorusu üzerinde durmak isterim. Bunun nedenlerini üç başlık altında toplayabiliriz. İlki; pür ticari ve sınai amaçlarla, ciddi bir iş kurmak içindir. İkincisi; amatörce ve bir iş kurup ticari hayatı denemek için de şirket kurulmaktadır. Sonuncusu ise; hayali bir limited şirket kurup “naylon fatura” düzenlemek için işe başlamak, mevcut olmayan bir adres ve telefonla mükellefiyet tesis edip, piyasayı dolandırmak ve sonra da sır olarak kaybolmak ve hayali limited şirketi ortada bırakmak. İşte vergi dairelerinde biriken limited şirket dosya stoklarının nedeni son iki gruba giren müteşebbislerin(!) marifetidir.
V- GENEL DEĞERLENDİRME
Gerek Hesap Uzmanlığım sırasında, gerekse emekli olduktan sonra danışman olarak çalıştığım yıllarda limited şirketlerin kamu borçlarından dolayı müdür ve ortaklar hakkında icrai takibat başlatılması olayı ile çok kez karşılaştım.
Dikkat edilecek olursa, bu konu vergi denetimi dışında kalan bir sorundur. Vergi daireleri, kamu alacaklarının sorumlu takipçisi olarak, Limited şirketin müdür veya ortaklarına vadesinde ödenmeyen kamu alacakları ile ilgili olarak yedi gün içinde borçlarını ödemeleri için Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Yasa’nın 55. maddesi gereğince bir ödeme emri tebliğ ederek, vadesinde ödenmeyen borçların ödenmesini veya mal bildiriminde bulunmaları lüzumu bildirilir.
Borçlu bu tebliği alır almaz gerçekten borcu varsa ödemeye çalışır. Eğer gerçekten borcu yoksa veya borç ödenmiş ise ayrıntıları açıklayarak vergi dairesine yazılı olarak başvurarak ödeme emrinin kaldırılmasını talep edebilir. Öte yandan borçlu, borcu olmadığı kanaatindeyse, ödeme emrini tebellüğünden itibaren 7 gün içerisinde Vergi Mahkemesinde dava açarak ödeme emrinin iptalini talep etmelidir. Bu formalite yerine getirilmez ve süre geçerse borç kesinleşir ve icrai takibata devam olunur.
Ödeme emrinde bu nokta çok önemlidir. Çoğu mükellefler vergi dairesine başvurup vergi mahkemesinde dava açmayı ihmal ederek 7 günlük süreyi doldurduklarından ödeme emrine itiraz hakları kaybolmakta ve bazen haklı oldukları halde bu borçlar yüzünden takibata maruz kalmaktadırlar. Vergi Dairelerinin bu noktada mükellefi uyarmaları gerekir. Böyle bir uyarının önceden yapılması birçok haksızlık ve karmaşayı önleyici niteliktedir. Çünkü ödeme emri hem tehlikeli ve hem de önemli bir resmi belgedir. Mükelleflerin ödeme emrini içeren tebligat zarfını alırken dikkatli olmaları ve tebligata tarih koymaları ve hukuki süreç ve hakları hakkında tereddütte kalmaları durumunda konunun uzmanı bir hukukçuya danışmaları gerekir.
Vergi mahkemelerinin konuyu dikkatle inceleyerek ve ilgilileri mağdur etmeyecek bir süre içinde ihtilafı karara bağlaması gerekir. Uygulamada bu davalar aylarca gecikmekte ve borçlu kararı sabırsızlıkla beklemektedir. Mahkemeler bu kararı çoğu kez Hazine yararına çözüme bağladıkları veya borçlu, gerekli hukuki desteği almadığı ve kendini yeterli şekilde savunamadığı için davayı kaybetmekte, sorumluluğu sınırlı bir şirkette, tüzel kişiliğe ait bir borcu şahsen yüklenmek zorunda kalmaktadır.
Vergi daireleri sorumluluktan kurtulmak için, müteselsil nitelikte olan veya olmayan bir borç nedeniyle, aynı tutar borcu hem yöneticiden hem de eski/yeni ortaklardan istemekte bir sakınca görmeden ödeme emirlerini çıkarıp borçlulara tebliğ etmekte ve sorumluluğu üzerinden atmaktadır. Hâlbuki Yazar’ın da işaret ettiği gibi, konunun ne kadar önemli incelikleri vardır. Memurların bu noktada daha sorumlu ve duyarlı olmaları gerekir.
Bu açıklamaları bir yana bırakacak olursak, Levent YARALI’nın hazırlamış olduğu, Yüksek Lisans tezini de içeren 800 küsur sayfalık Kitabı için ulaştığımız sonuç ve değerlendirmeleri birkaç ana başlık altında toplayarak yazımı bağlamak istiyorum:
1- Yazar Levent YARALI’nın çok yönlü ve çok değişken bir sorun olan Limited Şirketin Kamu Borçlarından Müdürlerin ve Ortakların Sorumluluğu konusunu her boyutu ve özellikle avukat olarak hukuki açıdan inceleyerek ortaya koyduğu eseri, bu işlere yeni başlayan bir amatörün kolay kolay ulaşılamayacağı bir düzeyde olup, bu karmaşık sorunu çözmeye çalışmıştır. Jürinin ittifakla uygun bularak kabul ettiği bu sonuca ben de bir hoca ve okuyucu olarak aynen katılıyorum. Ayrıca çok titiz, ayrıntılı ve akıcı dile sahip çalışmasından dolayı yazarı kutlamak istiyorum. Bu gerçekten çok güzel bir başarı örneği olmuştur.
2- İşaret ettiğim gibi, Yazar’ın işlediği konu, çok yönlü ve ayrıca değişkendir. Yeni Türk Ticaret Kanunu, Ocak 2011 itibarıyla TBMM’de kabul edilmiş ve 1 Temmuz 2012’de yürürlüğe girmesi kararlaştırılmıştır. Yarım yüzyıllık ömrünü tamamladığı için değişmesi gündemde olan Vergi Usul Kanunu da muhtemelen yakında değişecektir. Bu açıdan söz konusu Kanunlardaki değişiklikler yürürlüğe girdiğinde, limited şirketin kamu borçlarından müdürlerin ve ortakların sorumluluğu konusunu hem ticaret hem de vergi hukukunun tüm ayrıntıları açısından irdeleyen bu dev çalışmanın, tekrar gözden geçirilerek Yazar’ı tarafından güncellenmesi gerekebilecektir. Bu da değişken ve çok yönlü konuları işlemenin neden olduğu bir tehlike olarak ortadadır. Yazarların bu açıdan dikkatli ve titiz olmaları gerekir.
3- Bu çalışma geçtiğimiz yılın Ağustos ayı ortalarında Yaklaşım Yayınları tarafından basılarak piyasaya çıkarılmıştır. Demek oluyor ki, bu güzel kitap 4-5 ayda gerekli yerlere ulaşmış durumdadır. İstihbaratımıza göre, çalışma ticaret ve vergi hukuku ile ilgili bilimsel çevrelerde ve yargı kuruluşlarında ilgi ile karşılanmış ve takdir toplamıştır. Bu da çalışmanın yalnız bilimsel açıdan değil, uygulama açısından da yararlı olduğunun göstergesi sayılır. Yazar’ın Teşekkür’ünün sonunda temenni ettiği şekilde, çalışma kendi konusunda bir boşluğu doldurmuş ve uygulamaya ışık tutmuştur. Yazar müsterih olsun, amacına ulaşmıştır.
Ben de “ticaret ve vergi hukukçuları arasında temayüz eden” yazar Levent YARALI’yı kutluyor, başarılarının devamını bekliyorum.